Kabzasından biri tutmazsa, kılıç ne işe yarar ki? Bir kılıç ustasına öldürmeyi öğretmek kolaydır. Asıl zorluk, ona öldürmemeyi öğretmektir.

Küçük kardeşim Yasuo kılıç eğitimine başladığında, kılıç onun dokunuşuyla canlanmıştı sanki. Dersliklerde fısıldaşanlar, onu eski zamanların kılıç ustalarına denk buluyordu. Ancak Yasuo büyüyüp becerisi arttıkça, egosu da şişti. Fevri ve kendini beğenmiş oldu. Ustamızın derslerine kulak asmıyor, sabretmek nedir bilmiyordu.

Kardeşimin yoldan çıktığından korkarak onunla konuşmaya gittim. Niyetim onu uyarmak değil, içindeki onurlu tarafa seslenmekti. Yanımda Yasuo’nun çoktan unuttuğu bir dersin simgesini taşıyordum: bir çınar tohumu. Okulumuzun en önemli derslerinden biri der ki: tohumlar küçük ve gösterişsizdir; ama zamanla içindeki güzellik ve ululuk ortaya çıkar. Yasuo hediyemi kabul etti. Ertesi gün, düşük seviyeli bir muhafız olarak çalışmaya başladı. Gerçek bir kılıç ustasından beklenen sabrı ve erdemliliği zamanla öğreneceğini umut etmeye başlamıştım.

Umudum boşa çıktı.

Bugün Yasuo, büyük bir ihanette bulundu. Korumaya yemin ettiği kişiyi öldürdü. Vatanına, arkadaşlarına ve kendine hıyanet etti. Ben o şekilde davranmamış olsam, bu karanlık yola sürüklenir miydi acaba? Bunu sorgulamak benim üstüme vazife değil; görevimin yükünü sırtlanmalıyım. Yarın şafak söker sökmez, kınsız kalmış bir kılıcı ele geçirmeye gideceğim: kardeşim Yasuo’yu.